POMAKLAR KİMDİR? - ERCAN ÇOKBANKİR
Tarihte Çanakkale, Boshorop(İstanbul) ilk köprü kurma olayını Persler gerçekleştirirler. M.Ö 525 yıllarında Anadolu’yu zapt eden Persler, daha önceki yıllarda komşuları olan İskitleri yaşadıkları toprakları istila ederek, dönemin en büyük İmparatorluğunu kurmak isterler. Persler bu yıllarda eski komşu kavimleri olan İskitlilerin yerleştiği Tuna Boyları ve Doğu Avrupa’daki yerleşimlerine ve Kıta Yunanistan’ın kent devletlerinden Atina ve Sparta’lıların egemenliğine son vermek için bölgeye akınlar düzenler. İşte bu yıllarda Anadolu’dan Balkanlara çıkarken ordularını Çanakkale, İstanbul ve Tuna üzerinden geçirirken karşılaştığı zorluğu aşmak için Çanakkale ve İstanbul boğazlarına mavnaları birleştirerek büyük kayaları urganlarla sabitleyerek köprüler kurmuşlardır. İşte tarihte boğazlara ilk kurulan bu köprülerden askerlerini ve mühimmatlarını geçiren Persler Balkanlarda ve Kıta Yunanistan’ı egemenliği altına aldıktan sonra Tuna Boylarında ve Ukrayna steplerindeki İskitlilere saldırmak için yine Tuna nehri üzerine aynı şekilde köprü kurarak egemenlikleri altına almak için savaşmışlardır. Persler bu dönemin en büyük egemen gücü olarak kabul edilir. Daha sonra ki yıllarda Hint Seferine çıkan Büyük İskender gibi onlar da bu yıllarda Doğu Avrupa’daki kavimleri egemenlikleri altına alarak Cihan İmparatorluğu kurmaya kalkmışlardır.
Günümüzden 2522 yıl önce İstanbul’a köprü kurulur. Bu köprüden bahsetmemin ana nedeni elbette ki 2522 yıl önce İstanbul’a Boğazı'na kurulan ilk köprü olması yanında Perslerin o yıllarda Balkanlarda ve Kırım’da yaşayan İskitlileri kendilerine rakip görerek savaş açmasıdır. Tarihin Babası olarak anılan Heredot yazdığı “Historica” adlı dokuz ciltlik kitapların, IV. cildin 85 ve 89. bölümlerin de Pers Kralı 1. Dareios, İskitlere karşı planladığı seferi için son hazırlıklarını tamamladı ve MÖ 512 yılının baharında ordusunun başında kraliyet şehri Susa'dan yola çıkışını ve olayları şöyle anlatır. “İstanbul Boğazı kenarındaki Kalkhedon'a (Kadıköy) gelen Pers Kralı, oradan gemiye binerek Kyaneai Adaları'na doğru yelken açtı. Boğaz üzerinde Karadeniz'in girişindeki yüksek bir burnun ucuna oturan kral, buradan bilinen bütün denizlerin en şaşırtıcısı olan Karadeniz'in görülmeye değer doyulmaz güzelliklerini seyre daldı. Pers Kralı, tekrar gemiye binerek Samos’lu mimar Mandroklees tarafından gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan İstanbul Boğazı'ndaki köprüye doğru yol aldı.”
Pers kralı I. Dareios'un İskit seferi sırasında Samoslu mimar Mandroklees tarafından MÖ 512 yılında köprü inşa edilir. Gemilerin birbirlerine demir kıskaçlarla çengellenmesiyle oluşturulan köprü, tarihte ilk defa iki kıtayı birbirine bağlamıştı.
Angel Vilcel Çuralski’de Rodoplar’daki Tımraş’ın ismini, Prof. Vasil Mikov’un iddiasıyla bölgeden aldığını kaydeder. Mikov, hatta Tımras’ın “Şarap Tanrısı=Dionysos” un oğlu olduğunu iddia eder. Bulgar coğrafyacıları da çok yüksek tepelerin ve yamaçların bulunması nedeniyle bu ismi aldığını iddia ederlermiş. Rus kaynaklarında ise Tımraş’ın ismi Termiş, Temriş, Tomreş, Demraş v.s. olarak geçermiş. Rodopların geniş bir alanı kapsadığı Yunanistan ve Bulgaristan topraklarında kalan kısımlarının Doğu Rodoplar ve Batı Rodoplar olarak ikiye ayrıldığı kayıtlarda olduğundan bahseder.
Grek tarihçileri yanında Türk tarihçileri de, kaynak olarak Heredot, Xenophon, Strabon’u dikkate alırlar. Bunun dışında seyyah, şair ve rahip olan Aristeas’da “Arimaspen” adlı eserinde İskitlerden bahseder. Yine M.Ö 460-400 yıllarında yaşamış Thukydides “Peleponeslilerle Atinalıların Savaşı” adlı 3 kitaplık eserinin 2. kitabında “Sitalkes, Ordys’ler memleketinden kalkarak, ilk önce Haimos(Balkan) Dağları ile Rhodope(Rodop) Dağları arasında kalan bölgeden asker topladı. Getler ve çevrede oturan Skithler(İskitler) hudut komşuları olup, üstün silahlara sahiptiler. Savaş kabiliyeti ve ordu kudreti bakımından Skithler’e göre çok geride kalıyorlardı. Asya’da dahi Skith kuvvetlerine karşı koyacak bir güç yoktu.”diye bahseder. Devamında “İon Körfezi ile Karadeniz arasında ki bu devlet, bütün Avrupa devletlerinden para geliri, diğer servet ve refah durumu bakımından epey ilerdeydi. Bununla beraber savaş kabiliyeti ve ordu kudreti bakımından Skithler’inkine göre çok geride, ikinci derece de kalıyordu. Gerçekten Skithler’le Avrupa devletleri mukayese edilmedikten başka, teker-teker ele alındığı takdirde, Asya’da dahi hepsi birleşmiş bir halde hareket edecek Skithler’e karşı durabilecek bir kavim yoktu.”Thukydides’in İskitler hakkındaki bilgilerini Prof.Dr. Halil Demircioğlu tarafından tercüme edilerek DTC. Fakültesi yayınları arasında çıkmıştır.
Heredot ise meşhur eserinin IV. Bölüm 51’de “Demek ki İstros bir Skyth ırmağıdır. Sonra Tyras(Dinyaper ırmağı) gelir, kuzeyden akar. Kaynağını Skythia ie Neuris arasında sınır olan büyük bir gölden alır.” Diyerek İskitya Bölgesinin sınırlarını anlatır.Karpat Dağları ile Dobruca arasında ki (Scytia Minör) adı verilen bölgede yapılan savaşlarda İskitlileri anlatırken bu bilgileri verir. Bölgeye adlarını ve bölge de büyük bir gelişme göstererek üstün bir medeniyetin eserlerini verdikleri yazılıdır. Yine Bulgaristan sınırları içinde Lofça yakınlarındaki ırmağın ismi Skit ırmağı olarak geçer. Burada bazı tarihi olaylarla ilişki kurarak Homeros’un İlyada destanında topuğundan yaralanan Akhilleus’un ölümsüzlük kazanamasa da bedenine silah işlememesi için bir inanışa göre anası Tanrıça Thetis’in oğlunu doğurduğunda yıkadığı Styks ırmağı burası olmasın!
Yine Makedonya’dan M.Ö 333 yılında Anadolu-Hint seferine çıkıp Perslere ders vermek isteyen Büyük İskender’in ordusunda “Agaryan” tabir edilen askerler vardır. Enteresan olan günümüz Yunanistan’ının Batı Trakya’sında yaşayan bazılarınca Müslüman bazılarınca Türk, bazılarınca da Slav kökenli, Yunanlılarca da Trak kökenli! Agaryanlara günümüzde Pomaklar denmesi tesadüf olamaz. Thrak kavimleri arasında yapacağınız araştırma da Agaryan isimli bir kavme rastlayamazsınız. Yunanlılar İskitlilerle yalnız ekonomik alanda değil her alanda ilişkileri geliştirmişlerdir.(Bakınız. E.Çokbankir Balkan Türklerinin Kökleri, Arnavut, Boşnak ve Pomaklar)
Sosyal yaşam ve örf adetlerini hiç kaybetmeyen bölge halkının etnik yapısını inceleyenlere ilginç bir anekdot daha vermek isterim. Rodoplarda yaşayan Pomaklarında kullandığı müzik aleti gayda yine Gürcülerin,Karadeniz Halklarının kullandığı gayda ile Pontus Rumlarının kullandığı gayda ile yerel oyunlarını iyi incelemek gerektiği düşüncesindeyim. 3000 yıldır bu halk özelliğinden, yaşantısından örf ve geleneğinden hiçbir şey kaybetmeden yaşamaktadır.
Rodopların ve Balkanların bu dönem tarihini araştıranların bilmesi gereken birkaç olayla bölgede yaşayan hakları tanıması gerektiğini düşünürüm. Bu nedenle bir olayla bağlantı kurarak bölge de yaşayanların Yunan ve Makedon halklarından gayri yaşayan başka bir kavmi de ilginç bir bağlantıyla öğrenelim. Heredot’un, Historica VI.-,84’te. Bu konuları yazmamın nedeni İskitler hakkında bilgi sahibi olmak içindir. İskitler hakkındaki benzer bilgileri Ksenophon’un da “Onbinlerin Dönüşü” adlı eserinde de okuruz.”…..Skythlerle fazlaca düşüp kalkması sonucu şarabı susuz içmeye alışmıştı. Çıldırmasının nedeni buydu. Gerçekten göçebe Skythler, yurtlarını Dareios istila ettiği zaman, öç almak istemişler, Sparta’ya elçiler göndererek antlaşma yapmak üzere görüşmelere girmişlerdi; şu maddeler üzerine anlaşmayı öneriyorlardı. Kendileri Phasis boyunca ilerleyerek Media üzerine yürürlerken, Spartalılar da Ephesos’tan başlayarak içerilere doğru çıkacaklar ve kendileriyle birleşeceklerdi. İşte o zamanlar derler, antlaşma yapmak üzere gelmiş olan Skythlerle fazlaca düşüp kalkmış, şarabı susuz içmeyi öğrenmiş ve bir daha da şaraba su katmamıştır. Spartalılara göre Kleomenes bu yüzden aklını kaçırmıştır. O zamandan beri kendileri de ne zaman şarabına pek su katmak istemezse, “Skythler gibi yapıyor”derlerdi. Okuduğunuz gibi o yıllarda Balkanlar ve Anadolu’da İskitliler yoğun olarak yaşamış ve bu bölgelere nüfus etmişlerdir.İskitliler Balkan, Trakya ve Anadolu’nun yerli halklarındandır. Yine Filibe şehrinin kurucusu olarak kabul edilen II. Filip Büyük İskender’in babasıdır. Oğlu İskender Hindistan seferine çıkarken askerlerinin çoğunu bu bölgelerde yaşayan İskit boylarından Agrianlardan (Agaryanlar)oluşturduğunu kaydeder.
Amazonların İskitlilerle dostluklarını Heredot tarihinden okuduktan sonra bir de Ksenophon’un Anabasis(Onbinlerin dönüşü) adlı kitabından okuyalım. “Yunanlılar (olarak adlandırılan savaşçıların çoğu Agaryan denilen Pomaklardır.)bu ülkeden çıkınca dört yüz ayak eninde olan Harpasos (Çoruh) ırmağının kıyısına vardılar. Sonra Skythen’ler(İskitler) ülkesine girip ovada dört konakta yirmi fersenk aşarak köylere vardılar ve üç gün kalarak erzak sağladılar. Bu bölgenin güneyi Armenia, daha güneyi de Kardhuk’lar” dediğimiz soylarının bunlardan olduğunu iddia ettikleri Kürt bölgesi oluyordu. O yıllarda bölgenin asli halkı olarak görülen İskit boyları yanında batıya doğru gidince Samsun ve güneyinde Hitit kökenli yerli halkı görmek mümkündür. Biz yine Ksenophon anlatımıyla İskit ve İskit boylarının nerelerde yaşadığını okuyalım. Anabasis s.143 “Kolkh’ların kaçtığını gören Yunanlılar onları takip ettiler. Bu köylerde onları şaşırtan bir şeyle karşılaştılar. Birçok kovan vardı ve bu kovanlardaki peteklerden bal yiyen askerler kustular, ishal oldular ve içlerinden hiçbiri ayakta duramıyorlardı; az yiyenler körkütük sarhoş olmuş insanlara, çok yiyenler ise azgın çılgınlara, hatta can çekişen insanlara benziyorlardı. Bu durumda birçoğu bir bozgun sonrasındaymış gibi yere serilmiş büyük bir umutsuzluk başlamıştı. Ertesi gün kimsenin ölmediği görüldü ve sarhoşluk yaklaşık olarak bir gün önce başladığı saatte bitti.” Bu anlatılan sarhoş olma olayı bize Hipokrat’ın bir eserinde bahsettiği, İskitlerin “Meth” adını verdiği baldan yapılmış içkisini hatırlattı. Yine Ksenophon anlattığı susuz içilen üzümden yapılmış içkileri de sanki günümüz rakısını hatırlatıyordu. Ayrıca buğday, arpa ve sebze ve testiler içinde arpa şarabı vardı. Şarapların yüzeyinde arpa taneleri yüzüyordu. İçlerinde bir kısmı büyük öbürleri küçük kamış parçalarını ağzına alıp emiyorlardı. Bu içki çok sertti ve su katılmadan içiliyordu. Alışılırsa pek hoştu. Harpasos(Çoruh) Irmağı civarından başlayıp Sinop yakınlarına kadar olan sahil ve interlandında İskitleri ve İskit boylarını bu yıllarda görürüz. Burada yeri gelmiş iken Yunanlı yazar G. Nakracas’ın kullandığı ifadeleri tekrar-tekrar okumakta yarar görüyorum. Pontos’a yerleşen ilk Yunanlılar ticaret kolonileri olarak yerleşmişlerdi ifadesini kullanmaz. Yine aynı yıllarda Milet’ten kalkıp Karadeniz kıyılarına gelen, burada yerleşen Miletli kolonistlerinden Yunan kaynakları pek bahsetmezse de G. Nakracas Karadeniz kıyılarına Pontus ve Miletli kolonistlerin göçtüğü bölge de İskit soylu halkın yaşadığından bahseder.
Yine bir tıpbın babası olan İstanköylü(Kos adalı) Hüpokrat’ın gezi anılarının anlatıldığı “Hippokratous to peri aeron, hydaton, topon…” adlı kitabında Türkçesi, ‘Havalar, Sular ve Mevkiiler’de İskitlerden bahsetmiştir. Sosyal ve kültürel yaşamda bu iki kavim birbirinden bazı konularda yararlandılar. Yunanlılar altın, gümüş ve maden işlemeyi İskitlerden öğrendiler. İskitler yemeyi içmeyi ve yaşamayı çok severlerdi. Eski Yunan tarihi onlardan çok içkici bir kavim olarak bahseder. Orta Asya Türklerinde görülen kısrak sütünden yapılan “kımız” ve baldan yapılan keyif verici bir içki olan “meth” en çok kullandıkları içki türlerindendi. Bunlara ek olarak, bu tarihlerde Karadeniz’de Grek kolonilerinin kurulmasıyla İskit ülkesine ilk defa şarap geliyordu. İskitler sert şarapları su katmadan içmesini severlerdi! Eski Yunan halkı işte bu çok içki içen İskitlere “POMA” derlerdi. Bu yıllarda çok içki içtikleri için onlara “POMA” denilen İskit boylarının Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayanları da Kalhis’lerden denen bir halktan bahseder.
Strabon’un “Geographika” adlı kitabının 107. sayfasında “Trakhialara ve Troia’lılara ait birçok ortak isim vardır. Örneğin Skaler denilen Thrak’larda, Skaios Irmağı, Skai’ler suru gibi Troia’da da Skai’ler kapısı vardır.” diye bahsetmektedir. Burada Saka= İskit kelimesinin benzerliği üzerinde biraz durmak gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü Kafkasya’da incelediğimiz kavimler içinde Saka Türklerinden Skailer olarak bahsedilmektedir.
Bir Pomak araştırmacısı olan Recep Cemal Çurlaski Rodoplarda Tımraş’ ve çevresini şöyle anlatır. “Tımraş Filibe’nin güneybatısında, şehre 36 km. mesafede, Rodoplar’ın 1200-1300 m. yükseğindedir. Tımraş’a bağlı Lulkova, Çüren, Brezovisa ve Osukova adlı yerleşimler olduğundan bahseder. Burada yerleşen Pomakların mitolojik kaynaklarda Trak kavmi olan “Besi”lerin torunları (yanlış tercümeden olabilir. Aslı Bessalar olmalıdır. Buradaki diğer bir yanlışta Yunanlılar da bu kavmin adının Thrak kavimlerinden Agaryanlar olduğundan bahseder. Konumuz içinde Balkanlarda ve Makedonya’da yaşayan Arnavut, Boşnak ve Pomakların Yunan, Bulgar, Makedon ve Türk kaynaklarında -bizden- yarışması var olduğunu okuyacağız. Bizim önemsediğimiz, bize göre doğru olan Pomakların Bulgarlardan önce bölgede var olduğu, bölgenin asli halkı ’İskit kökenli’ olduğunu anlatmaktır.) olduğunu Çuralski anlatır. Mitolojik kaynaklarda ‘Güzel Yaşam Alanı’ olarak adlandırılan bu bölge iki kardeşin egemenliğinde imiş. Bu kardeşlerden ‘Temnyu’ Tımrış’ı kurarak başına geçmiş, diğer kardeş ‘Peryu’ ise ‘Peruştısa’ yerleşimini kurmuş. Bu ara mitolojik kaynaklar bölgenin ‘Ölümsüzler Ülkesi’ veya “Ölmek İstemeyen Halk” diyarı olarak adlandırıldığını da bazı kaynaklar kaydeder. Yine bölge halkının kültüründen ve folklöründen bahseder. Bölge halkının müziğe olan tutkusunu Krasimir Martinov’da Orfe ile ilişkisini şu kelimelerle ifade eder. “En çok sevdikleri efsane de, Orfe’yi anlatan ananelerdir. Kulaktan kulağa, ağızdan-ağıza, nesilden-nesile taşınan rivayetlere göre, efsanevi müzisyen Orfe, olağanüstü sesiyle bütün hayvanları büyülüyormuş. Orfe’nin günümüzdeki şekillendirmelerinde, özellikle arfa veya lirle çizildiği görülür. Efsanede, Orfe’nin lirindeki tellerden öyle mucizevi tonlar çıkardığını, vahşi hayvanların bile bu sesten mest olup, ayakları dibine yattığı anlatılır. Orfe, mitolojide şair, müzisyen, şarkıların üstün sesi ve sanatçı dehasının simgesi olarak bilinir. (Rodopların milli müzik aletlerinden ‘tulum=gayda’ bölgenin günümüz de hala kullanılan bir müzik aletidir.)
Orfe Efsanesi neredeyse Hz. İsa kadar, yüz yıllar boyu damgasını dünya sanatına vurmuş bir efsanedir...Orfe, sesiyle bitkileri, çiçekleri, ağaçları, hatta vahşi hayvanları bile büyülermiş.”
Batı Rodoplarda Lyaskovo köyü folklor topluluğu yönetmeni Hristina Dimitrova da “Bizim köyde herkes şarkı söyler” diyor. Okuma evine bağlı koro, değişik etkinliklere katılsa, asıl en önem verdiği müzik festivali Smolyan’da yapılan “Orfe Günleri etkinliğidir.” diye açıklar. Kaşif Kapısızov, Batak ve Tımraş Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren 1970-1972 asimilasyon olaylarına kadar yaşanan dönemlerdeki katliamları anlatır. Şiirsel bir anlatımla ifade eder. Kapısızov yaşadıkları dramatik olaylardan yine de güzellikleri seçip alarak “orfe” ile benzerlik kurar. ” Orfey’den sonra Rodoplar’da çınlayan türkülerin susturulmasını türlü imalarla sembolize eder. Bu türküleri yeraltında akan küçük çaylarla kıyaslama yapar. Yazara göre Rodoplar’ın güzelliği, Rodop türkülerinden, ulu dağların senfonisinden bir kıtacıktır. Hayatı çilelerle dolu olsa da, türküler, özgür iradesinin bir ışığı” olduğunu onun gibi, Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy’da anlatır.
Bizanslı tarihçilerden Attaliate de “İskitlerle (Sakalar) Türkler aynı ırktır.” demektedir.
Dilleri, dinlerinin, sanat ve göreneklerinin benzerlikleri Türk oldukları kanaatini uyandırmaktadır. İskit=Saka olarak kendini kabul eden Türk topluluklarının varlığı da bunu teyit eder. Günümüz Yakut Türkleri kendilerini Saka soyundan kabul ederler.
Tarihçi Muralt’nın verdiği bilgilere göre de, şimdi yaklaşık 1000 yıl sonrasına gidelim ve orada yine İskitleri görelim. “577 yılında Bizans İmparatoru Justinyen ile Pers Kralı Hüsrev’le yaptığı savaşta İskitlilerinde dahil olduğu 150.000 kişilik yabancı askerlerden oluşan ordu, Kapadokya-Kayseri de Hüsrev’i yenmiştir .” İfadesine rastlarız.Bu bilgilerle Bizansın çağdaşı Hun ve Avarlar gibi daha sonraları bölgeye yerleşecek Protobulgar, Uz, Hazar, Peçenek, Kumanları dahi Bizans, Macar ve Rus tarihçileri İskitler olarak adlandırırlar.
Pek çok Bulgar araştırmacı yanında Pomak araştırmacı Çuralski, Bölgeye V. yüzyılda Slavların geldiğini, fakat egemenlik kuramadığını 650 yıllarında gelen Proto-Bulgar kavimlerinin bölgeyi istila ettiğini, beraberinde Türk ve İslam kültürünü Balkanlara ve Rodoplara getirerek 681 yılında ilk Bulgar devletini kurduğunu anlatır. Bölgenin daha sonraları Bizans kültüründen etki aldığını, “Tımraş bölgesinde bu dönemde başlamış uzun bir Hıristiyanlaştırma, dini asimilasyon ama Rodoplarda tam isabet sağlanamamıştır. Proto-Bulgar devletinin kurulmasından sonra İslâm kültürü bölgede canlanmıştır. Resmi Hıristiyanlaşma 865 yılında Bulgar Çarı Boris zamanında başlamışsa da pek yayılmamış” olduğundan araştırmacı bahseder. Bunun nedeni ilk Bulgar devletini kuran İsperik (Asparuk Proto-Bulgar Türkleridir.) ile başlayan dönemde Şamanist olan Türkler, daha sonraları bölgede yayılmaya başlayacak Müslümanlığı kabul edenler az da olsa vardır.
Bu kültürün izlerini Tuna nehrinin Karadeniz’e döküldüğü alanlarda yaşayan Gacallar ve Gagavuzlarda görmek mümkündür. Bu bölgelerde yaşayan halklar içinde Tarihçi O. Tafrali
Dobruca’ya Traklar, Getler, Daklar, İskitler (M.Ö. 700), Yunanlı’lar, (M.Ö. 4.), Romalılar (M.S.I.) gelerek egemenliklerini kurduklarından bahseder.
Yine A.İ. Manoff ise Türk kavimlerinden, Hun’ lar (M.S.4.), Avarlar (M.S. VI. yy. Köstence’ ye 3 bin kişi) (N.İorga), VII. yüzyılda İtil (Volga) Bulgar Türkleri 40 bin kadar, Asparuh Han ile gelip Karadeniz’e yakın yerlere yerleştiklerini kaydeder. Daha sonraları yine aynı ırktan Peçenek’ ler gelip Tuna kıyısına Kuzey ve Güneye yerleşmişlerdir. XI. yy. Uz’ lar yahut Guz veya Oğuz’ lar ve Kumanlar Dobruca’ nın güneyine ve Karadeniz bölgelerine, Deliorman taraflarına yerleştiler. Kıpçak bozkırından Dobruca’ ya gelen Peçeneklerin bir kısmı, Bizans uyrukluğunu ve Hıristiyanlığı kabul etti. Bir kısmı da Kumanlara ve Macarlara katıldı.
Yunanlı tarihçi Poparigopol ise bu göçleri şöyle anlatır. 1065 yılında Tuna boylarında, kuzeyden 600 bin (Skilitzi) veya 60 bin (Zonara) Uz veya Oğuz adlı Türk kavmi Tuna’yı geçerek yerleşir. Bir süre sonra Uzların bir kısmı Bizans’ a boyun eğerler, bir kısmı da Kıpçak bozkırına geri dönerler. 1224 yılında Moğolların mağlup ettiği Rus ve Kuman birleşik ordusu içindeki Uzlar aileleriyle birlikte Tuna’ yı geçip, Dobruca’ da yerleşmiş olan Türklerden Peçeneklere ve ve İlkbulgar (Protobulgar)’ lara ve Deliorman’ da yaşayan diğer Türk boylarına katıldılar. Uzlardan Hıristiyanlığı kabul etmiş olanlar, Karadeniz kıyılarında Mangalya, Kavurna, Balçık, Varna daha içlerde Silistre ve köylerine yerleştiler. Buralarda Uz, Oğuz, Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Gagavuz adıyla anıldılar diye kaydederse de aslında Gagavuzların izlerine çok daha eski yıllarda rastlanır. Bizim araştırmalarımızda Gagavuzlar Bogomilizm sonrası Hıristiyan olarak kalan Türk boyudur.
Yine tarihçi A. İ. Manoff göre, Uz boyları ve İlkbulgarlar arasına yerleşen Hıristiyanlık, Deli Ormanlarda yaşayan Peçenekler arasına giremedi. Bunların İslam dininde kalmalarına, ortak Türk veya Gacal, yahut Çıtak adlarını muhafaza etmelerine engel olamadı.
Çek Arkeolog’ u Şkorpil’ e göre ise Peçenekler, Deli Ormanlardaki diğer Türk boyları gibi, Bulgaristan’ın birçok bölgesine dağılmışlardır. İlkbulgarlar dediğimiz Protobulgarlar ise Deli Ormanlarda kalarak yaşamlarına devam etmişlerdir. Bunların bir kısmı belki diğer Türk boylarıyla karışarak Gacallar olarak adlarını devam ettirdiklerini bahseder. Şkorpil, Gagavuzlarla Gacalların VII. yüzyılın ikinci yarısının başında Kral Asparuh ile birlikte Balkan yarımadasına gelmiş olan Protobulgar’ların kalıntıları olduklarını sanmaktadır.
Dr. V.N. Zlatarski’de daha sonraki yıllarda bölgeye göçen ve Bizans sınırlarını geçen Peçeneklerin sayısını 800 bin, Kumanların sayısını 40 bin olarak verir.
Attaliatis ve Kedrin de, “Uzların sayısı 600 bin idi, Bunlar XII. yy.’ da gelip buralara yerleştiler. XIV. Yüzyılda ise akraba ve Müslüman olan Osmanlı Türkleri geldiler. Dili, Dini ve gelenekleri Osmanlı Türklerininki ile hemen hemen aynı olan Peçenekler, Osmanlıların gelmelerinden ötürü asla yabancılık ve yadırgama duymadılar,” diyerek bölgenin tamamen Türkleştiğini yazarlar.
A.İ. Manoff ve Kovalski, ısrarla Gagavuzların ve Gacalların, bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi Deli Orman ve Dobruca İlkbulgarlarının kalıntıları olmadığını, Deli Ormanlarda Tuna çevresinde ve Dobruca’ daki Türk boylarının(Peçeneklerin, Kumanların özellikle Uz-Oğuzların) ataları olduğunu savunur. Bunların aslında bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi Selçukları Sultanlar arasındaki bazı iç kavgalar yüzünden bölgeye kaçıp yerleşen İzzettin Keykavuz’un adamları değil, Keykavuz’un yanlarına sığındığı akrabaları olarak kabul edilmelidir. Gagavuzların Anadolu’ dan değil, Kuzey’ den, Kıpçak Bozkırlarından geldiklerini kabul etmek gerektiği kabul edilmelidir.
Yine Türk araştırmacılardan Müstecip Ülküsal’da, A.İ.Manoff’ a dayandırarak şöyle bir tarih vermektedir. “1123-31 yılında II. Asen’ in fermanına göre birçok Türk boyunun toplu olarak yaşadığı bölgeye Kavurna Memleketi” (Kavarna) deniliyordu. Çoğunluğu Hıristiyan Uzlar olan ülke kısmen Bizans’ a tabi idi.
Bazı yazarlarda bizim düşüncemizin doğruluğunu kanıtlarcasına Bizans İmparatoru VIII. Mihail’in yanına sığınmış olan Selçuklu Türk Beyi, merkezleri(İkonium)Konya’da yaşayan annesi Bizanslı olan Sultan İzzettin Keykavus vasıtasıyla Uzları kontrolde tutmak için onu Kavurna Ülkesine gönderdiler ifadesi geçer. Yine Viyana’ da bulunan bazı Farsça el yazması belgelerde “Oğuzname” den öğrenildiğine göre İzzeddin Keykavus gemileri ile Anadolu’dan kaçıp Varna’ ya geldi. Keykavus Kavurna’ da maiyeti ve taraftarları ile bir Devlet kurdu. Amaç Bizans’ın düşmanı diğer Türk boylarına karşı sınırlarını korumaktı.
Gacal adının menşei ve yayılmasını, “Bulgar Lügati yazan Nayden Gerov gibi muhelif bilim adamlarının sözlerini kaydederek, kendi araştırmalarına geliyor. Bunun bende bazı kaynaklarda tahkikini yaptım ve hakikaten Deliorman Türklerinin komşuları olan Dobruca Türklerine alay için “Gacal” dediklerini tespit ettim.”demektedir.
Arap tarihçisi Taberi’nin bir yazısında”860’larda Arap Halifesi Mütevekkil’in Bizans İmparatoru III. Mhaylo’ya (Mihail) gönderdiği bir mektupta Selanik’in batısında yaşayan Sakalibler! (Sakalar) Müslüman Araplardan bahsettiğini görmekteyiz.” Bu yıllarda Balkanlarda Araplar ne arıyordu. Araplar içinde misyoner olarak gelenler vardı, ama hiçbir zaman bir topluluk olamamışlardı. Yine 1150 yıllarında Macaristan’ı ziyaret eden Arap seyyahı Abü Hamid Al Garnati (1080-1169) Macaristan Müslümanlarının din ve sosyo-ekonomik hayatıyla ilgili çok kıymetli bilgiler vermektedir. Bu yazar, Macarlar, Macaristan’da yaşayan Müslüman Bulgar, Hazar, Oğuz, Peçenek ve Kuman Türklerine Magrepliler, diğer Müslümanlara ise Saratsinler(Araplar), Böszömenyekler veya Bösörmeyekler adını vermişlerdi, diyor. Şimdi bu yazının bu kısmını iyi okumak gerekmektedir. Bu yazı Boşnak kaynaklarından alınmıştır. Burada bahsedilen Böszömenyekler veya Bösörmeyekler denilen Boşnaklardır. Arentenlere de bazı tarihçiler Pomaklara Agaryan diyen Yunanlılar gibi, Boşnaklara Arentenler diyen Sırp ve Hırvat tarihçiler vardır. Bu konu gözden kaçırılmamalıdır. Bazı araştırmacılara göre, Macaristan Müslümanları kendilerine İsmailliler(İsmailoğulları), Kalisler (Kalhisler olmalıdır, Kalhisler aynı zamanda Kuzey Anadolu İskitlerine verilen isimdir.) veya Bösörmanlar diyorlarmış.
Panonya düzlüğüne ve de çevresine iskan edilen Kalhisler hakkında bazı bilgiler Bizans kaynaklarından alınmıştır. Bizanslı tarihçi Kinnamos1165 yılında yürütülen Bizans- Macar Savaşını şöyle anlatmaktadır.”zemun’un civarında Kral yeni bir yerleşim yeri yaptırdı. Oraya Srem Macarlarını yerleştirdi. Bu yeni gelenlere Kalhisler diyorlardı. Kalhisler, Macarların inandıkları dine değil, İranlıların dinine inanıyorlardı.” O yıllarda Orta Avrupa bölgesinde yaşayan ve Şamanist olan İskit boylarının İranlılara benzetilmesi gayet doğaldır. Bu Bizans kaynağı, Slovenya ve Batı Srem Düzlüğüne yerleşen Kalhisler’in Müslüman olduğunu kaydeder.
Bu bilgileri Üsküp Üniversitesi Profesörlerinden Yusuf Hamzaoğlu’nun Balkan Türklüğü adlı kitabından aldım. Hamzaoğlu devamla Konstantin Feylozof adıyla da bilinen Kirillos (Bulgarların kullandığı Kiril alfabesinin ilk bulan kişi) İslamiyet hakkında ilk bilgileri bu Müslüman Türklerden ve Araplardan da almış olabilirler. “Dönemin çarı III. Mihail bir gün yanına aldığı Kirilos’a Agrenlerin dinimize karşı söylediklerini duydun mu Feylozof? Demiş ve ondan Müslümanlara cevap vermesini istemiştir. Bir öğlen yemeği sırasında Agrenlerle beraber sofraya oturan ve İslamiyet-Hıristiyanlık konusu tartışılır.” Bu notları neden aldım. Yukarda da bir ara okuduğumuz gibi Agaryanlar ve Arentenler, Boşnak ve Pomaklardır. Dolayısıyla bu toplulukların hepsi İskitlidir. Zaman içinde İslamlaşmışlardır.
Agaryan kelimesinin etimolojisi üzerine yaptığımız bu araştırmada Mualla Uydu Yücel’in bir makalesinde bu Agaryanlarla ilgili bu bilgilere rastlarız. “Ruslar ile Bizans arasındaki ilişkilerin ilk defe 866 yılında İmp. III. Mikhail(842-867)’in hükümdarlığının 14. yılında Askold ve Dir adlı beylerin Rurik’ten izin izin alarak Çargrad(İstanbul)a iki gemi ile gitmeleri ile başlar. Askold ve Dir adlı beyler askerleriyle birlikte karaya çıkartma yapmışlardır. Şehri kuşatma sırasında İstanbul’da bulunmayan imparator Mikhal’in geri dönmesi ile talih Bizans’tan yana dönmüş ve çıkan şiddetli bir rüzgar Rus gemilerinin ala-bora olmasını sağlamıştır. Nitekim bu hadise Povesti Vremennih Let’te efsanevi bir tarzda şu şekilde anlatılmaktadır. Mikhail’in Çarlığının 14. yılında Askold ve Dir askerleriyle Grekya’ya gittiler. Çar bu sırada Agaryanlar üzerine sefere gitmişti.” Bu ifadenin üzerinde bu konuda araştırma yapan ve bu konuya ilgi duyanların altını çizmesi gerektiğine işaret etmek isterim
Muralt, Selçukluların Kapadokya’ya düzenlediği akınlarda, 1068 yılı Mart ayında Bizans İmparatorunun Bithinya themasında kamp kurup İskitler olarak bilinen Peçeneklerle ve Kumanlarla anlaşarak batıdan çekilen ordunun bir kısmını Türklere karşı hazırladığı bilinir. Peçenek veya Kuman olduğu konusuna bakılmayan birliklerin İskitlerin Kapadokya’nın yerlisi oldukları, Kapadokya’yı vatan belledikleri belirtilir. Muralt’ın özellikle belirttiği hususu tüm Bizans ve Yunan tarihçileri kabul etse de bunlar içinde Yunan tarihçileri yanında bazı Türk tarihçilerde etnisiteye önem verdiklerinden Türk tarihini Anadolu’da 1071 tarihi ile başlatarak bu topraklarda Türklerin 1000 yıllık geçmişleri yanında kendilerinin 3000 yıllık Anadolulu olduklarını özellikle kaydederler. Bazı gerçekleri bakın Bizans ve Avrupalı tarihçiler istemeyerekte olsa bazen yazarlar. “ Genel olarak, Bizans tarihinde hemen-hemen Karadeniz’in kuzeyinde bulunan tüm Türk boylarının İskit veya İskitlerin ahfadı olarak nitelendiği gerçeği, bahsedilen Kapadokya bölgesinde, XI. yüzyılda, Peçenek veya Kuman birliklerinin yurt tuttukları ve bu bölgede büyük bir ihtimalle thema sistemi dahilinde Bizans hizmetinde bulunduklarını açıkça göstermektedir”. Bu düşünceye Türk araştırmacılardan Yonca Anzerlioğlu’nun da katıldığını ifade edelim.
Yine Makedon kaynaklarında, “XI. ve XII. Yüzyılların seyyahları bu topraklarda sadece İskit halkının sünnet olmuş haydutlarının yaşadığından” İskit Türkleri o yıllarda Makedon ve Macar kaynaklarında devamlı haydutlar olarak anılırlar. Bu kaynak Niş ve Tuna Irmağı arasındaki arazide yaşayan halkın Müslüman, Vilhelm Tirski ise bu halkın Peçenek Türkleri olduğunu söylemektedir.
Sırp kronikleri ise İskitlerin tarih sahnesinden silinmesinden çok sonraları bile Bulgaristan da kurulan devlet ve yaşayan kavimleri hala İskitler olarak görmelerinden dolayı bölgedeki İskit egemenliğini iyi anlamamız gerekir. Yine bir Makedon kaynağında ”1330 yılında Çar Mihail denen İskit (Bulgar) hükümdarı Tatarlar ve Besarabyalılar ile birlikte büyük bir güçle harekete geçti. Stefan Deçanski’nin ülkesini ele geçirmeye kalkıştı” diye bahseder. Aynı benzer bilgiler Macar kaynaklarında da görülür.
Balkanlar'a, 860'lı yıllarda başlayan Peçenek, Uz(Oğuz) ve Kuman-Kıpçak göçleri ile buralarda yerleşerek hakimiyet kurma çabaları XI. yüzyıla kadar sürmüştür. Tarih; Balkanlar'da ve dolayısıyla Trakya, Makedonya ve Dobruca'da, V. yüzyıldan itibaren varlıklarını ve etkilerini en yoğun biçimde hissettirenlerin Türk boylarının olduğunu ortaya koymaktadır .
Peter Yapov, “602 yılından itibaren Slavların Balkanlara yerleştiğini yazar. Bu dönemin önemli olayları arasında 658 yılında Bizans İmp. Konstantinus II Küçük Asya’daki Slavlarla Avarların yer değiştirmesine sebep oldu. O yıllarda Suriye sınırına 5.000 kadar Slav askerini yerleştirdi. 597,609 ve 620 yıllarında Balkanlardaki Slavlar ile Avarlar Selanik’i,622 ve 626 yıllarında da İstanbul’u kuşattılar. Yine 647 yılında Slavların Selanik şehrini kuşattığına tanık oluyoruz.” Diye kaydeder.
Bahsedildiği gibi Balkan tarihindeki Osmanlıya karşı bağımsızlık hareketlerinde ilk kıvılcımın çaktığı yer Athon ve Halkidikya’dır. Burada başlayan direniş hareketleri neticesinde Yunanlıların bağımsızlık isyanları başlamış ve 1829 yılında Yunanistan bağımsızlığına kavuşmuştur. Çavuşoğlu’nun dediği gibi bu Athon ve Halkidikya isyanlarında olayları bastırmaya giden Osmanlı askerlerinin yanında Pomak milis kuvvetleri de vardır. İlginçtir, bu isyanda yine Türk boylarından biri olan Gagavuzların din duyguları daha ağır basarak Yunanlılar safında yer almışlardır. Bu yıllar da demek ki ulus duygusundan din duygusu daha ağır basmaktadır.
Çıtak ve Gacal olarak adlandırılan Deli Orman civarı Pomaklarından gayrı, Güney Rodoplarda (Yunanistan sınırları içinde)antik çağlardan itibaren Agaryan olarak anılan Pomaklar daha sonraki yıllarda ve günümüzde Agren =Ahren adıyla anılırlar. Yunan kaynakları Agaryanilerin, M.Ö 700’lü yıllardan sonra Rodoplarda yaşayan Trak kökenli bir halk olduğunu iddia ederler. İkinci bir yanlış Agaryanlar Trak kavmi olmayıp ısrarla belirttiğimiz gibi İskit kökenlidir. Aslında Agaryan, Agriyani kelimesinin Türkçe Agren(ahren=aren) kelimesi ile aynı olduğunu iddia eden tarihçilerde çoktur. Ege ve Trakya da Agren, Ahren kelimesi çok kullanılır. Bu bölgeden mübadele sonrası Samsun çıvarına yerleştirilen Batı Trakya Pomaklarının(Agaryanların=Agren) türküsünün sözlerini yeri gelmişken okuyalım. 1924 mübadelesinde Drama kökenli mübadillerin yerleştirildiği Samsun yöresinin çok sevilen bir türküsünün dörtlüğü şöyledir.
“Arenler satara ana okkayla kına(aman-aman)
Kızlara ilayık Paşa Dudu davulla zurna
Arenler satara ana okkayla yünü(aman-aman)
Ne vakit yapacan paşa Dudu davulla düğünü”
Bu bölge Arenlerin(Pomakların) yaşadığı önemli bir bölgedir. Recep Memiş araştırmasında “Rodopların güney eteğinde ‘İskeçe(Ksanti) kentinde “Aren mahalle” adlı bir semt olduğunu, 4 Ağustos 1929 belediye seçimlerinde İskeçe’den Evripidis Hasırcıoğlu listesinden seçimlere giren Türk üyelerden Aren Mahalle temsilcisi 11. sırada Yemenici Osman (Varyemez) den” bahseder. Yine ilginç olan Şeyh Bedreddin düşüncelerine merkezlik yapmış doğum yeri olarak bilinen Demirhisar’ın isminin bundan 200 yıl önce“Ouroundjaova=Aranyaova olarak anılmasının tesadüf olamayacağını “ekler. Aren adlandırılmasıyla ilişki kurulmasında önemli veriler olarak görülmelidir. Pomaklar üzerine yazılarını takip ettiğim Recep Memiş kendi köklerinin de Aren olduğunu bölgedeki Arenlerin yaşayışını anlatır. Arenlerin Alevi inanışında olduklarını da belirtir.
Yine Elizabeth A. Zachariadou. “Sol Kol” adlı kitabında Sarı Saltık Dede ve diğer bazı Bektaşilerin ve Albanların, Azerbaycan’ın Hoy şehrinden olması ile ilişki kurar. Bu konuyu araştıran Avrupalı uzmanlar yanında İ. Melikoff, Elizabeth. A. Zachariadou ve bazı araştırmacılar bu tezi destekler. Bölge halklarının Hıristiyanlığı seçmeyip toplu olarak Hırıstiyanlığın bir mezhebi gibi görünen Bogomolizmi seçerler.Yine Bogolizm sonrası topluca İslamiyete geçerek Bektaşiliği benimsemeleri ve sonraları da Osmanlının sunnileştirme hareketiyle sunnileşen yinede bölgede Bektaşi ve Alevi toplumun hala olması bu düşüncelerimizi doğrular.
Grek kronikleri ile tarihinde milattan 4-5 asır evvel, eski Yunanistan’da “Grek Agriyan’i” sıfatı haiz pek münferit bir etnik boyun mevcudiyetine tesadüf edilmektedir. Bu “Grek Agriyan’i” unsuru da Makedonya Kralı Büyük İskender’in eski Yunanistan’ı istilası esnasında meydana gelen “İç Göç”lerin saik olduğu amillerden meskun oldukları yöreyi terk ederek tarih sahnesinden tamamen çekilip gitmişler ve yurtlarını müstevlilere terk etmişlerdir.( Bizans kronikleri Milattan Sonra VIII. yüzyılda Metodi Krill zamanında Agaryanlardan bahsederek, o yıllarda dahi Agaryanların bölgenin halkı olduğunu konu ederler) Çavuşoğlu, Agaryanların bölge de İslami unsurlarla beraber ortaya çıktığını kabul etmektedir.”Ancak miladi 1091 ile 1358 yılları arasında bazı Bizans tekfur ve generalleri Rodoplar’daki Kuman Türklerine, her yönden mert ve ciddi bir karaktere sahip olduklarından, “Komani yerine “Aren” yani “Erkek” sıfatını izafe etmişlerdir. Bugünkü Yunanca’da Aren (Arenos) tabiri “Erkek” manasını ifade ettiğine göre Bizanslı tekfurlarda bu Kuman Türklerinin “Erkek”lik meziyet ve hasletlerini taktir etmekten kendilerini taktir etmekten kendilerini uzak tutmamışlardır. “Şu duruma göre”Aren” tabirinin, Yunanlı yazarların iddia ettikleri gibi, “Agrionos” veyahut da “Agrion dropos”lukla hiçbir yönden alaka ve münasebeti yoktur. Bu tabir Bizanslı tekfurların kullanmış oldukları ve bugünkü Yunanca’da “Erkek” manasını ifade etmekte olan “Arenos” tabiridir.”
Bazı araştırmacılar, “Ahriyan”i”(Aren) tabirini Türkçe-Arapça yahut Farsça “Aharayan”, yani “sonradan fethedilen” veya “sonradan katılan” yöre manasına gelen kelimeden türemiş olduğunu ileri sürmektedirler. Diğer yazarlar ise “Aren” tabirinin Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda ve Rodoplar’ın fütuhatında büyük hizmetleri olan Ahi’lerden gelmiş olduğu ihtimali üzerinde durmaktadırlar. Osmanlıların Rodoplara yaptıkları fütuhatın başlarında Ahi teşkilatının önemli rolü olmuştur. Ahiler yoluyla (tekkeler ve zaviyelerle) yayılan tasavvufi fikir cereyanları XIV. asrın sonunda ve XV. asrın başlarında daha çok kuvvetlenmiştir. Eğer İslam tarikatlarından Ahi’lerin Rodoplar’daki faaliyetleri tetkik edilecek olursa bazı çevrelerde Pomaklar içersinde Ahi’lerin faaliyet imkanı buldukları ve pek çok ahi yasa ve törelerin Pomaklarca benimsenmiş olduğu açık bir şekilde müşahede edilecektir. Ahi örgütünün halk üzerine çok yönlü faaliyetlerini gören zamanın Osmanlı idarecileri tarikat şeyhlerine araziler bağışlayarak kendi bölgelerine yerleşmelerini istemişlerdir. Bu yerleşim bölgelerinde (Orta ve Doğu Rodoplar’da) “Ahriyan” lakabı ile yeni mahalleler(Ahrenler, Ahrenli, Ahren mahallesi vs.) oluşturulmuş ve bu yörelerdeki bazı dağ, tepe, yaylak, akarsu vb yerlere aynı isimler Ahriyan bayır, Ahriyan çayır, Ahriyan yurt, Ahriyan dere, Ahriyan Bunar vs.) verilmişir. Bu münasebetle Rodoplar’daki Müslüman Pomak Türklerine “Ahi” yerine “Aren” sıfatı verilmiş olduğu belirtilmektedir. Recep Memiş ve Hüseyin Memişoğlu bu bölümde bizim bu konudaki düşüncelerimizi doğrulamaktadır.
Burada K. Jirecek’in düşüncesine göre, Pomaklar sonradan Müslüman olmuş bir toplum değildir. Pomaklar Bogomilizm öncesi Şamanist olup Hıristiyan değildirler. Daha sonraları da Bogomilizme inanmış ve bu düşünce ile yıllarca yaşamış bir toplumdur. Bogomilizm sonrası onları Müslümanlıkla tanıştıran Sarı Saltık Dededir. İslamiyete geçişleri bu tarihtedir. Burada yeri gelmişken bunu belirtelim.
Bölgedeki Bizans hakimiyeti esnasında, Bizans tahtı için ortaya çıkan karışıklıklar, Aydınoğlu Umur Bey'in Bizans'a yardımları ile bertaraf edilirken, bu faaliyetler bölgedeki Osmanlı hakimiyeti için gerekli zemini de hazırlamıştır. Osmanlı Türkleri, 1360'lı yıllarda başlattıkları Trakya ve Balkanlar'a yönelik fetih hareketlerini kısa sürede tamamlayarak yüzyılımızın başına kadar devam ettirdiler. 1081-1091 yılları arasında İzmir Beyi Emir Çaka Bey donanması ile Batı Trakya sahillerine çıkar. Burada Roma-İstanbul yolu(Via Egnetia)nun İskeçe(Ksanti)-Gümülcine-Filibe hattının despoterliği verilmiş olan Momçilo adlı Bulgarın zorla aldığı haraçlardan bıkan halkın şikayeti üzerine Momçilo’nun kellesini alarak halkın gözdesi ve destekçisi olur.Yine İzmir Aydınoğlu Beylerinden Gazi Umur Bey bölgede fütühatlar yaparak Osmanlı öncesi bölgeye feth eden ilk Türk Beyleri olurlar. İşte bu dönemlerde Türklere yardım eden bölge Agaryanlarına yardım eden anlamına gelen Pomage adlandırılması yapılılr. Daha sonraları da Osmanlı Beylerinden Süleyman, Balaban Beylerle başlayan dönemlerde Osmanlı bölgeyi feth etmiş.Bölge de yaşayan Agaryanlardan yani Pomaklardan büyük destek görmüştür. Bölgede pekçok yerleşimin isimleri artık Türk beylerinin Balabanlı,Süleymanlı, Otmanlı….gibi isimlerle anılmaya başlanmıştır.
Bizanslı Laonikos Chalcocondylas tüm tarihi kaynakları toplayarak bunlar üzerinde yaptığı çalışmalarda Osmanlıların ataları üzerine şu görüşleri ortaya atmıştır. Genellikle yabancı araştırmacılar ve dönem tarihçileri arasında şöyle bir ortak noktaya varacaklardır. Bu görüşleri şimdi anlatacağımız sınıflandırmalarla, Türklerin atalarını şöyle anlatırlar.”1-)Bazı yazarlara göre Türkler(Osmanlılar) aynı zamanda Tatar diye anılan İskitlerden gelmektedirler. Onlar Partların kuvvetli oldukları bir sırada, Don(Tanais) nehrinden yedi defa yola çıkmışlar ve o kadar kez de Yukarı Asya’yı kırıp yok etmişlerdir. Bunları bu kanıya götüren etken, vermiş oldukları ortak raporlara göre, bu kabilelerin bugüne kadar Asya’nın her yanına göçebe olarak yayılmış olmaları, örf ve gelenek bakımından da İskit göçebelerine benzemeleridir. Chalcocondylas, bu örneğe ek olarak bu tarihçilerin, adı geçen kabilelerin dillerinin de birbirine benzediğini beyan ettiklerini söyler. Zira medeniyetsiz olarak tanınan ve Lidya, Karya, Frikya ve Kapadokya eyaletlerinde yaşayan Türklerle Don Nehriyle Sarmatya arasında yerleşik bulunan İskitler, dil ve gelenek bakımından birbirlerinin aynıdır. Bu da Türklerin, İskitlerden geldiklerine dair güçlü bir kanıttır.” Chalcocondylas, görüşlerini devamla şöyle açıklar,”Bazı tarihçilerde, Türklerin, Partlardan geldikleri savında bulunduklarını ve bunu doğrulamak için de, Partların göçebe İskitlerin Aşağı Asya(Küçük Asya) ya sürdükleri kimseler olduklarını ve burada öteki kabileler gibi yaşadıklarını ileri sürdüklerini zikreder. Bunlara da burada, kentlerde dağınık olarak yaşadıklarından dolayı göçebe anlamına gelen Türk denmiştir.” Bu sözlerden de Türklerin göçebe oldukları ve Küçük Asya denilen Anadolu’ya çok önceleri yerleşen kavimlerden olduğu anlaşılır. İlave olarak, biz şöyle devam edebiliriz. Milat öncesi yıllardan beri varlığını gördüğümüz İskitliler olduğu gibi, Makedon, Macar, bazı Yunan ve Bizanslı tarihçiler Hun, Avar, Hazar, Peçenek ve Kuman Türkleri gibi Osmanlı’nın Oğuz boylarını dahi İskit kavmi olarak kabul ederler.
Sözlerimi Bizanslı tarihçi Laonikos Chalcocondylas’ın İskitliler hakkındaki yazılarıyla bitirerek konuyu Balkanlarda ve Anadolu’da İskitlilerin varlığını Türk Tarih Kurumu çalışmaları esnasında Atatürk’ün “Türk tarihini 1071 yılında Anadolu’ya gelen Türk boylarıyla değil Balkanlarda ve Anadolu’da miladi yıllardan çok önceleri yaşamış İskit boylarıyla ilişki kurun” sözleriyle ilişki kurarak bitirmek isterim.
Traklar
1-) Apsihtiler Enez’in doğusunda yaşamışlardır.
2-) Astai Yıldız Dağlarında “
3-) Bessalar Rodop ile Haimos vadisi arasında”
4-) Betegeriler Edirne civarında “
5-) Binnai Meriç nehri civarında “
6-) Bisaltlar Akte yarımadasında “
7-) Bistanlar Ege kıyılarında “
8-) Briantlar Semadirek adası karşısında “
9-) Danthaletler Yukarı Vardar bölgesinde “
10-) Darsiler Aşağı Vardar “ “
11-) Digerler Rila vadisinde “
12-) Drugeriler Orta Meriç bölgesinde “
13-) Hedonlar Aşağı Vardar vadisinde “
14-) Hypsaltalar Meriç bölgesinde “
15-) Kainoiler Marmara sahilinde “
16-) Kebreniler Arisbos çayı etrafında “
17-) Kikonlar Biston Gölü civarında “
18-) Kolopothaklar Enez’in güneyinde “
19-) Kovpiller Dedeağaç civarında “
20-) Ladepsoylar Ergene vadisinde “
21-) Mygdonlar Axias ile Vardar arasında “
22-) Nipsoylar Kıyılara yakın yerlerde “
23-) Odomantlar Aşağı Vardar vadisinde “
24-) Odrysler Tunca vadisinden sahile kadar olan yerlerde
25-) Paitler Aşağı Meriç ile Melas nehri ara-sında “
26-) Pieresler Makedonya’dan sürülmüş olan bir kavim
27-) Pyrageriler Arsuz bölgesinde “
28-) Saiylar Taşoz Adasında ve çevresinde “
29-) Sapailar Bista’nis Gölü civarı ve Rodoplarda “
30-) Satrailer Rodoplarda “
31-) Selletler Balkanlarda “
32-) Serdailer Sofya civarında “
33-) Setonlar Pallane yarımadası civarında “
34-) Sintoylar Axias ile Vardar arasında “
35-) Trallesler Yukarı Nestos civarında “
36-) Tynler İğneada ve Midye bölgesinde “
İSKİT BOYLARI
1-) Agathyrsler……… Batı Trakya’da yaşayan İskit boyudur.
2-) AGRİANLAR…… Avrupalı İskitler olarak anılan İskit boyudur.
3-) Amyrgia ………… İskitlerin, Amyrgia kabilesinden olup, Sakesler olarak da anılır.
4-) Aukhadea………….Yunanlılarla komşu olan İskit boyudur.
5-) Bophoros ………… Kimmerlerle İskitler akraba kavimdir. Karadeniz kıyılarında Sinop civarında yaşayan İskit boyudur.
6-) Budinler………… Herodot bu İskit boyunun çöllük bir alanın hemen sonrasında ağaçlık bir bölge de yaşadıklarını. Palus-Maiotis’in körfezinde olduğunu kaydeder.
7-) Getailer………….Herodot bu kavme “ölmek istemeyen halk” adını vermiştir. Rodoplarda yaşamışlardır.
8-) Halizonlar……….. Bu kavim Balkanlarda, Hypanis ırmağı boylarında yaşarlar.
9-) Hyperboreler Herodot bu kavmin kutsal altınlara bekçilik yapan Griffon lardan ötede denize çıkan bölgede yaşadıklarını kaydeder.
10-) İssedonlar………….Balkanlarda yaşayan bir İskit boyudur.
11-) Iyrkailer…………. Budinlerin kuzeyinde ki bölgede yaşayan avcı bir İskit boyudur.
12-) Kallipidailer……….Balkanlar da Karadeniz kıyılarında yaşayan bir İskit boyudur.
13-) Katıariler………… İskit kralı Skoloti’nin kavmidir.
14-) Maiotisler……… Palus-Maiotis gölüne dökülen ırmakların boylarında yaşarlar.
15-) Massagetler……… Aral kıyılarında yaşayan bir İskit boyudur.
16-) Melankhlen……… Massagetlere komşu bir İskit boyudur.
17-) Nauriler……….. Balkanların kuzeyinde çiftçi İskitler olarak anılan bir kavimdir.
18-) Olbiopolitler……….Çiftçi İskitlerin komşusu hayvancılıkla geçinen bir İskit boyudur.
19-) Oneatlar……………Pamphlia bölgesinde yaşamış, arkhelaoi(yönetici) olarak anılan bir topluluktur.
20-) Paralatailer……….İskit kralı Skoloti’nin akrabası olan bir kavimdir.
21-) Sagartlar ……….İran halklarından fakat İskit boyundan gelen bir kavimdir.
22-) Sauromatlar……. Palus-Maiotis gölü kuzeyinde yaşayan bir İskit boyudur.
23-) Skolotiler………. İskit boylarından Traspiler olarak da anılan bir kavimdir.
24-) Thyssagetler………İskit boyu Budinlerin kuzeyinde yaşayan kavimdir.
25-) Traspiler………. İskit kralı Skoloti’nin kavmidir.
26-) Utialar………. Güney İran halkından olan bir İskit kavmidir.
Ercan ÇOKBANKİR
Arkeolog
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder